21‏/04‏/2007

DELİ GÖMLEKLERİ

DELİ GÖMLEKLERİ Temeline toprak, duvarına tuğla, çatısına demir, kapısına çelik olma ya gönül verdiğimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geçen ay seksen üçün cü kuruluş yıldönümü kutlandı. Seksen üç yıllık süre zarfında bir çok badi reler atlatan, evladım dediklerinden ihanet; dostum dediklerinden kahpelik gören genç cumhuriyetimiz yine de yoluna devam etmektedir. Son yıllarda, sonu “izm” ile biten çeşitli düşünce akımlarının ikliminde yaşayan bir takım entel-dantel çevreler “Ulus Devletlerin miyadı doluyor.”, Türkiye bir mozaiktir.”, “Türkiye’ nin temel sorunu demokratikleşmektedir.” gibi etnik özürlü olmaları ile de ilişkilendirilebile cek görüşler ortaya atmak tadırlar. Gelin şimdi devletin varlığını, ülkenin bütünlüğünü sorgulamaya; mil letin huzurunu boz maya yönelik eylemleri bile “düşünce özgürlüğünü sonu na kadar kullanmak” olarak tanımla yan bu “izm”cilerin iyi niyetli olduklarını varsayalım. İyi niyetle yahut kitleleri etkilemek amacıyla söylenmiş olan “halkların kardeşliği”, “inanç birliği”, “küreselleşen dünya” gibi söylem ler yine de izm’lere vitrin süsü olmaktan öteye geçememektedir. Aklı başında bir insanın vitrin süsüne tav olmak gibi bir hataya düşme lüksü yoktur. Asıl olan görüntü değil, özdür. İşin özü, işin aslıdır. Sorarım size, bir Sultan Galiyev vakası vitri nin gerisinde bütün çıplaklığı ile dururken hangi halkların kardeşliğinden bahsedebilirsiniz ki? Ya da Filistin Kurtuluş Örgütü’nün, Bekaa’daki kamplarında PKK’nın (Partiya Kalkaren Kur diya) yıllarca silahlı eğitim aldığını bile bile hangi İslam Birliğini kuracaksınız? Dahası bir Lübnan faciası hafızalarınızda canlılığını korurken hangi küre selleşmeden; hangi demokrasi den, ortak değerlerden bahsedeceksiniz? Lübnan demişken, Sayın Bülent Arınç Bey’in, Ermeni Soykırımı safsatasını milli meclis lerinde (parlemento) tanıyan ülkelere kınama mektubu gönderdiğini; o ülkelerden birinin de Lübnan olduğunu biliyor musunuz? Ya tanıyan diğer ülkeleri? O ülkelere karşı nasıl bir tepki gösteriyorsunuz? Mesela o ülkelerin ürettiği malları almayarak, o ülkelere karşı kendi çapınız da ekonomik yaptırım uyguluyor musunuz? Efendiler devlet olmak millet olmaktan geçer. Vitrin önlerinde durup, olmayacak hayal lere dalmak akıl karı değil. Devlet yönetimi duygusallığı, boş hayalleri kaldırmaz. İşler akıl ve mantıkla yürütülür. Devletler arasında dostluk, kardeşlik masallarından ziyade; ulusal çıkarlar konuşulur. Bunun aksini iddia etmek ise en nazik ifadeyle safdilliktir.Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ise safdillerle değil aklıselimlere ihtiyacı vardır. Sosyolojinin (Halkbilimi) kuru cusu İbn-i Haldun, Mukaddime adlı dünyaca ünlü eserin de; aşiret yapısını koruyan ya da koz mopolit (karma, toplama) özellik gösteren toplumların hiçbir zaman güçlü bir devlet, görkemli bir medeniyet kuramayacaklarını, kursalar bile uzun ömürlü olamayacağını belirtmektedir. İbn-i Haldun’a göre gelecek (istiklal), millet olma özel liği kazanmış toplumlarındır. Halkbiliminin (sosyoloji )verilerine dayanarak diyebiliriz ki, dünya ne işçi ile işveren ara sında ne de papaz kral arasında pay edebilmeyi kaldırabilir. Bugün insanlığın karşı karşıya kaldığı bir çok sorunun temelinde bu tutarsız pay etme düşüncesinin yattığı da bir gerçektir. Tek kurşun atmadan, bir gecede ortadan kaybolan (!) Irak ordusu ; işgal güçlerini çiçek lerle karşılayan Irak halkı, bizlere on dört asır öncesinden bir uyarıydı belki de . Ama İsrail askerlerine çay-kahve ikramı (service) yapan subayı ile; güneyi yakılıp yıkılırken, eğlence kulüplerinde sabahlayan kuzeyi ile Lübnan bize gösterdi ki masa başında kurulmuş mozaik devletlerin ömrü ve gücü sınırlıdır. İzm’ciler, Türkiye’yi ve Türk Milleti’ni mozaik yapmaya çalışırken bunları da bir düşünmelidir. Ayrıca Türk Milleti mozaik olmadığını Kurtuluş Sava şı ile dünya aleme göstermiştir zaten. Gölgesi yeryüzüne düştüğünden beri şahlık vazifesini üstlenmiş olan Tür Milletini mat etmek için her türlü yola başvuranların son silahları, mal bulmuş Mağribi gibi sarıldıkları demokratikleşme vurgusu olmuştur. Çünkü Türk Devletinin yumuşak karnını keşfettiklerini sanmışlardır. Demokratikleşme adına verilen onca tavize rağmen, ne Avrupalıların ikiyüzlü lüğü sona ermiş ne de bölücü terörün önü alınabilmiştir. Hal böyle olunca, aklıselim insanlar, devlet erkini elinde bulunduranlar kötek faslına geçmeyip, niye tekdirle zaman kaybediyorlar diye sorgular olmuşlardır. Yıllar önce Serik Lisesi’nde okurken, bir gazetede yayımlanan, Cumhuriyet üzerine yapıl mış bir söyleşi (röportaj ) dikkatimi çekmişti. Söyleşide adını hatırlamadığımı bir şahıs “cum huriyetçi olmadan, Cumhuriyete kavuştuk. Bu nedenle beklide değerini bilmiyoruz.” diyordu. Zira o yıllar oyların bir kilo pirince gittiği, insanların kime oy verdiğini bile bilmediği bir dö nemdi. Ya bugün dağdaki satılmışlar bir yana, ovadaki şımartılmışlara ne demeli? Bunlarda cumhuriyetin, demokrasinin nimetlerinden faydalanarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yık maya, bölmeye çalışmıyorlar mı? İpekli boyun bağları (kravat) ile yetinmeyip, yağlı urganlara susayan bu insanlara ne diyeceksiniz? Cumhuriyetçiyim, Milliyetçiyim, Devletçiyim… diyorsanız, kısacası Atatürkçü iseniz, Türk Milletinin oyunla oynaşla uyuşturulamayacak, gündelik işlerle telaşlandırılmayacak ka dar büyük bir millet olduğunu da bilirisiniz. Dün Kominizm, Dadaizm diyenlerin iflah olma dığını bile bile, bugün de Kapitalizm, Pandaizm (Acizane Çinciliğe, Çin hayranlığına verdi ğim addır.) demenin bir anlamanın olamayacağını tahmin edebilirisiniz. Yönünüzü Alparslan’a, Abdülhamid’e, Atatürk’e dönersiniz. Zira eninde sonunda tarihin görkemli sayfaları geleceğe taşınacak ve dünya yine bu milletin işaret parmağının ucunda dönecektir. Bunun yolu da “izm” değerlerinden değil, “bizim” değerlerimizden geçmektedir. Ülkeyi Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine çevirmenin bir anlamı ve gereği yoktur dostlar. Zira büyük düşünürümüz Cemil Meriç Bey’in de dediği gibi “İzm’ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir.” Sizce de öyle değil mi? AZİZ DOLU - SERİK


TÜRKİYE VE TÜRKİSTAN ÜLKELERİNDE
TÜRKÇE YENİ YIL MESAJLARI



Türkiye Türkçesi : Yeni yılınız kutlu olsun!
Gagavuz (Gökoğuz) Türkçesi : Yeni yılınızı kutlerim!
Azerbaycan Türkçesi : Y’eni ılınız mübarek olsun!
Güney Azerbaycan Türkçesi : Taze ılınız mübarek!
Türkmenistan Türkçesi : Teze yılınızı gutlayaarın!
Kerkük/Erbil Türkçesi : Y’engi iliwiz mübarak olsun!
Doğu Kuzey Irak Türkçesi : Y’engi iliyiz mübarak olsun!
Özbekistan Türkçesi : Y’engi yılıngız mübarak olsun!
D.Türkistan (Uygur) Türkçesi : Y’engi yılıngızga mübarek bolsun!
Kırgızistan Türkçesi : Cangi cılıngız kuttu bolsın!
Karakalpak Türkçesi : Cangi cılıngız kuttı bolsın!
Kazakistan Türkçesi : Cangi cılıngız kuttı bolsın!
Batı Kazakistan Türkçesi : Cana cılınız ben!
Tataristan Türkçesi : S’ezn’e yangı yılın b’elen tebrik item!
Kırım Türkçesi : Yani ılınız (mübarek) olsun!
Moldova Tatar Türkçesi : Ceni cılınız kutlu bolsun!
Başkurdistan (Başkırt)Türkçesi: Hezze yangi yıl men’en kotlayim!
Nogay (Altınordu) Türkçesi :Yana yılınız men!
Kumuk (Kalmuk) Türkçesi :Yangi yılıgız kutlu bolsun!
Karay (Karaim ) Türkçesi : Sizni yanhi yıl bila kutleymin!
Hakas Türkçesi : Naa cilnang algistapcam sirerni!
Tanhu-Tuva Türkçesi : Caa cil-bile bayir cedirip or men!
Altay Türkçesi : Slerdi canı cilla utkup turum!
Sor ( Şor ) Türkçesi : Naa cil caksi polzun!
Yakutistan ( Saha ) Türkçesi : Ehigini sanga cilınan egerdeliibin!
Çuvaşistan Türkçesi : Sene sul yacepe salamlatap!



Türk demek Türkçe demektir.
Ne mutlu Türküm diyene!
M.Kemal ATATÜRK



--<-<--{@



ŞEHİDİM


“Yusuf Oğlu Süleyman’a


” Bir hendekten atlarken


Kahramanca


ileri


Boğazı yandı


birden


Kırmızı bir gül


fışkırınca göğsünden.


Titreyerek diz çöktü


Huşu içinde yere.


Birkaç kurşun atmak için


Son bir gayretle


Doğrulurken yerinden


Bir söz yankılandı


dağlarda


taşlarda...


Allahu Ekber!


Boşaldı şarjör,


Hedefini buldu mermiler


Gözleri görmez oldu


Taşı, toprağı, bitkiyi...


Hayatını yaşadı


yeniden


Anası geldi aklına


Duayla


askere uğurlayan...


Eşi geldi


Oğluna sarılmış


ağlayan...


Baktı


Nur yağan göğe,


Gördü “ gel ” diyen meleği.


Gövdesi


Devrilirken yere,


Kutsal ruhu


Şehidimin,


Uçtu gitti


Göklere...


AZİZ DOLU - SERİK




BİR CUMHURİYET EFSANESİ



Şehir efsanesi olarak adlandırılan bir kavramı duymuşsunuzdur.Kavram, aslı olmayan ama halkın gerçek olduğunu düşündüğü , hayali durumları belirtir.Amiyane tabirle batıl inanç denen şey de budur aslında.İnsanoğlu az veya çok bu tür inançlardan etkilenir ve/veya etkilen miştir.Bu tür inançlar dini olabileceği gibi dindışı konuları da kapsayabilir.İnsan toplulukları arasında, bu tür inançlarla ilgili misaller sayılamayacak kadar çoktur. Şimdi sizlere bir başka efsaneden “Cumhuriyet efsanesi” olarak adlandırdığım bir ya- landan, daha doğrusu göz boyamadan bahsedeceğim.Gelin şimdi hep birlikte Kurtuluş Savaşı yıllarına gidelim.Aslında bu tabir (söylem) de yanlış.Bizzat Atatürk ve çağdaşları tarafından kullanılan İstiklal Harbi söylemini kullanmalıyız.Günümüz Türkçesi ile Özgürlük (Bağımsız lık ) Savaşı... 1920’li yıllarda Türkiye Türkleri bağımsızlık yolunda büyük bir ölüm-kalım mücade- lesi verirken; Türkistan’da da durum pek farklı değildi.Kırım, Kazan, Astırahan, Hive Hanlık- larını (devlet) yutan Sovyet Rusya, Batı Türkistan’daki son Türk Devleti olan Buhara Hanlı- ğı’na göz dikmiştir.Buhara ve havalisinde Buhara Halk Cumhuriyeti ilan edilmiş, başkanlığı-na Osman Kocaoğlu seçilmiştir.Ankara Hükümeti bu kardeş Türk Devletini resmen tanır.Mus tafa Kemal ile danışıklı olarak gizlice Türkistan’a giden Teşkilat-ı Mahsusa’nın efsanevi casu- su Kuşçubaşı Eşref de İran, Afganistan ve Hindistan (Pakistan ve Bangladeş dahil..) Müslü-manları ile Ankara Hükümeti arasında irtibat kurmuş; ardından da Buhara’ya geçmiştir.Anka- ra ile Buhara arasında resmi ilişkilerin başlaması da bu zamana denk gelir.Buhara Halk Cum- huriyeti Başkanı Osman Kocaoğlu; Mustafa Kemal ve arkadaşlarınca yürütülen bağımsızlık savaşına yardım etmek için büyük bir yardım kampanyası başlatır.Öyle ki kampanya Afganis- tan’a, Pakistan’a (Hindistan) kadar uzanır.İşte Pakistan Milli Şairi Muhammed İkbal’in sırtın-daki tek ceketle katıldığı kampanya bu kampanyadır. İleride Cumhuriyet tarihimizin unutulmazları arasında yerini alacak olan Osman Koca- oğlu da servetinin büyük bölümü ile kampanyaya katılır.Dahası başındaki kalpağı çıkararak, Mustafa Kemal’e hediye olarak götürmesi için Kuşçubaşı Eşref’e verir.İzmir’e ilk girecek Türk zabitine (subay) verilmek üzere, üzeri değerli taşlarla süslü bir de kılıç uzatır.Mustafa Kemal ise, Buhara’dan gelen bu kalpağı savaşın sonuna kadar başından hiç çıkarmayacak, gu-rurla taşıyacaktır. Osman Kocaoğlu önderliğindeki bu yardım kampanyası sırasında 100 milyon altın rub-le toplanır.Bu toplanan yardım, o dönemin parası ile 56 milyon Osmanlı altını etmektedir.Ha- zar Denizi’nin güneyi (İran ve Arap Ülkeleri) o sıralar İngilizlerin tehdidi altında olduğu için, yardımların Rusya üzerinden gönderilmesi kararlaştırılır.


Sonrasında ne mi olur?Lenin’in emri ile, 56 milyon Osmanlı altını tutarındaki bu yardımın ancak 11 milyonu Ankara Hükümeti’ne ulaştırılır.Geriye kalan 45 milyonluk meblağ Rusya hazinesine gider.Kimilerinin bozuk plak gibi tekrar edip durduğu Rus yardımı denen safsatanın içyüzü budur işte. Buhara Halk Cumhuriyeti’ni resmen tanıdığını daha önce ilan etmiş olan Ankara Hükü- meti, bu kardeş Türk Devletine bir heyet gönderir.Bu durumdan tedirgin olan Lenin, heyetin Kafkasya’dan öteye geçmesini çeşitli bahanelerle engeller. Heyette bulunanlar Azerbaycan, Gürcistan dolaylarında bir süre oyalandıktan sonra Ankara’ya dönmek zorunda kalırlar. Ankara Hükümeti’nin Türkistan’a heyet gönderme girişiminin, Turan fikrinden ödü ko- pan Lenin’i dolayısı ile Rusları tedirgin ettiğini yukarıda belirtmiştik.Sonuçta Ruslar elini çabuk tutar ve heyet gönderme girişiminden 6-8 ay sonra Buhara’ yı işgal ederler.Devlet Baş- kanı Osman Kocaoğlu Afganistan üzerinden, Ankara’ya gelir.Mustafa Kemal’in emri ile kendisine milletvekili maaşı bağlanır.Bu maaş ölene kadar kendisine, daha sonra da 1996 yılına kadar eşine ödenir.Azerbaycan milli şairi Ahmet Cevat Beyin de dediği gibi; Anadolu, “ vefalı Türk ” ün yurdudur zira. Yeseviler’in, Nevailer’in, Kaşgarlılar’ın aydınlattığı yolda dörtnala at sürüp gelen Alp-E renler Anadolu’yu vatan yapmıştır.Gaspıralılar’ın, Akçuralar’ın, Gökalpler’in ışığı ile aydın-lanan yiğitler ise Anadolu’nun vatan kalmasını sağlamışlardır.Sağladıkları ile de kalmamış, dünyanın neresinde bir Türk, bir Müslüman, bir mazlum varsa kol-kanat germişlerdir.Doğu Türkistan’dan (Çin’in işgalinde bulunan Uygur Özerk Cumhuriyeti) İsa Yusuf Alptekin; Afganistan Özbekeli’den Raşit Dostum; Hitler’den, Stalin’den, Jirkow’dan (Bulgaristan’da, Türkler’in adını değiştirmek; sünnet olmalarını yasaklamak; karşı gelenleri “Belene” kampın- da sıtma mikrobu ile olmadı kurşunla öldürmek gibi Batı medeniyetine has uygulamalara im- za atmıştı.) kaçanlar…Hatta daha dün gibi bir tarihte Saddam’dan kaçan Peşmergeler’e yar- dım elimizi uzatmıştık.Saymakla bitmez kucak açtığımız insanlar. Biz gelelim Ruslar’ ın son verdiği Buhara Halk Cumhuriyeti’nin devlet başkanı Osman Kocaoğlu’nun gönderdiği, üzeri değerli taşlarla süslü kılıca…Bu kılıç, sarmaşıklara, balkon demirlerine tutunarak İzmir Vilayet Konağına giren ve gönderdeki Yunan paçavrasını indirip yerine Ayyıldızlı bayrağımızı çeken Türk zabitine (subay) verilir.Bu subay kimdir, biliyor mu sunuz? Kırım göçmeni (muhacir) bir Türk!.. “Türk’ün, Türk’ten başka dostu yoktur.” diyorlar ya…Doğru galiba!..


AZİZ DOLU - SERİK





ليست هناك تعليقات: