11‏/10‏/2007

Türk-İslam Al€minin Ramazan Bayramı Mubar€k olsun


“Hüzünle birlikte elveda demek zamanı geldi çattı “Ey Mübarek Kur'an ayı, Saimlere gufran ayı, Müminlere ihsan ayı, Şehri Mübarek elveda!


Gündüzlerin rahmet idi, Gecelerin nimet idi, Âşıklara vuslat idi, Şehri Mübarek elveda!


Hakkıyla kadrin bilmedik, Pek çok kusurlar eyledik, Nâdim olup tövbe ettik, Şehri Mübarek elveda!


Ramazan Bayramınız Mübarek Olsun...Dua İle...


________



11‏/09‏/2007

BAŞBUĞ'UN 12 EYLÜL SAVUNMASI (kendi sesinden)




BAŞBUĞ'UN 12 EYLÜL SAVUNMASI (kendi sesinden)


DERT SOFRASINDAN BAL YEDİLER, BAŞ VERDİLER, BAŞ EĞMEDİLER (KARA EYLÜL)




KARA EYLÜL

ÇETESİ... DALTON KARDEŞLER...



ÜLKÜCÜ KATİLİ


Evren; -Vur emri verdim


12 Eylül'ün eli kanlı başkanı Kenan Evren, 1980'de Milli Güvenlik Konseyi üyelerine suikast yapacak örgütün hapisteki tüm üyelerinin öldürülmesi için emir verdiğini itiraf etti.



Eylül'lerde Ölmedik;
Eylül'lerde Doğduk...


BU CELSENİN HÜKMÜ !..


Aşağıda resimde ki an Başbuğ, kürsüye gelmiş ellerini açarak savcı Nurettin Soyer 'i suçlayan dehşetli bir konuşma yapmıştı... Mahkeme sözcüsü Vural Özenirler başta olmak üzere, bütün rütbeli zevat titremeye başladılar sanki hakim ve mahkum yer değiştirmişti... Hele savcı Soyer korkudan gözlükleri ters takmış, biz nasılda onun bu aciz ve sefil haline gülüşmüştük... Onlarda sonraki mahkemelerde bizi arka sıralara attılar... Fakat son gülen yine biz olduk... Türk'ün son Başbuğu yine mahkemeye son noktayı koymuştu...



12 Eylül Cuntasının, başta Alpaslan Türkeş olmak üzere ülkücülere kurduğu tuzak, ihtilalin üzerinden çok bir zaman geçmeden ortaya çıktı. Aralarında Alparslan Türkeş ve teşkilat yöneticilerinin bulunduğu 587 kişi hakkında, "MHP ve Ülkücü Kuruluşlar" davası adı altında davalar açılmıştı... Mamak Askerî Cezaevinin C 5 işkencehanelerinde yıllarca süren sorgular, mesnetsiz suçlamalar ile bu dönem, ülkücü gençliğin unutamayacağı ve affedemeyeceği acı bir dönem olacaktır. Savcı Nurettin Soyer tarihe utanç vesikası olarak geçmiş olan iddianamesinde, başta Alparslan Türkeş olmak üzere pek çok ülkücünün "146/1" , "149/1" gibi maddelerden "idam"la tecziyesini talep etmekteydi. Savcı, Alparslan Türkeş'in idamını istediği "iddianame"de suç delili olarak şunları öne sürmekteydi.


"(Alparslan Türkeş), İktidarı ele geçirmek için siyasî parti içinde yer alarak genel başkanlığa kadaryükselmiş, bir yandan Anayasa ve yasalar çerçevesinde tanıtma, propaganda, seçmen toplamakişlemlerini yürütürken, bir yandan da, yönetimi ele geçirip yukarıda belirtilen düşünceleri yönünde birdevlet düzeni getirmeyi amaçlamış, bu amaç uğruna kurduğu örgütlenmeyle Türkiye ahalisini birbirialeyhine toplu kıyıma götürmüştür. Bunun için MHP, MHP Gençlik Kolları, Ülkücü Dernekler, Ülkücü Meslek Teşekkülleri ve bazı mahalle, okul ve yurtlarda vatandaşlar arasında merkeziyetçi, yukarıdanaşağıya kademeleşmiş, otoriter, organize bir teşkilâtlanmaya gitmiştir...


Toplu kıyım (!!!!!!!!) amacıyla; 1980 Temmuz ayı içerisinde Yılma Durak ve Celâl Adan ile konuşurken DİSK'in komünist hareketin kaynağı olduğunu söylemiş), "konuşma bitip kalkarken elini yatay birşekilde ot biçer gibi yaparak" DİSK Başkanı Kemal Türkler'in yokedilmesini emretmiş miş...(!!!!!!!!!!!)"



Dünya Hukuk Tarihini yeniden yazdıracak bir iddia gerçekten... Sanki sessiz film gibi bir şey.... Bu uyduruk mahkemeler Türkün son Başbuğu ve çelik iradeli ülkücüleri yıldıramamış ve kutlu şafakların habercisi olmuştur...


Yusuf Ziya ARPACIK


20 Şubat 2002













































MUSTAFA PEHLİVANOĞLU 7 Ekim 1980Ankara
CEVDET KARAKAŞ4 Haziran 1981Elazığ
İSMET ŞAHİN20 Ağustos 1981İstanbul
FİKRİ ARIKAN27 Mart 1982Ankara
CENGİZ BAKTEMUR30 Nisan 1982Elazığ
ŞAHABETTİN OVALI12 Haziran 1982Sinop
ALİ BÜLENT ORKAN13 Ağustos 1982Ankara
AHMET KERSE31 Ocak 1983Gaziantep
SELÇUK DURACIK5 Haziran 1983İzmir
HALİL ESENDAĞ5 Haziran 1983İzmir

12 EYLÜL zulmünde ;


Ankara'da Bekir Bağ, Malatya'da Aydın Demirkol ve Mehmet Kazgan, isimli ülküdaşlarımız, sorgulardaki ağır işkencelerden dolayı şehit düştüler. Hüseyin Kurumahmutoğlu isimli ülküdaşımız da Mamak zindanlarında gördüğü işkenceden dolayı şehit düşmüştür...


MAMAK, MAMAK DEDİKLERİ ...


"Mamak, yalnızca soğuk, çıplak acı hatıralar yumağı, bir tutuk ve ceza evinin adı değil, yarın dünya işkence tarihi yazıldığı zaman dünya birincisi olmasa bile ikinciliği kesin olan, insanı eriten, insanı haysiyetsiz kılmak için yaratılmış çilehanenin adıdır"...



YÜCE MİLLETİMİZİN GÖZBEBEĞİ ŞANLI TÜRK ORDUSU, ASKER MÜSVEDDESİ OLAN DALTONLAR'IN REZALETİNDEN MÜNEZZEHTİR...



NOT: BU YAZI http://www.ulkum.com/ sitesinden Yusuf ziya Arpacık Hocamızın Sitesinden alıntıdır Teşekkür ediyoruz

Manavgat Ülkü Ocağı Başkanı Yakup Ekşi, İsmail Gaspıralı'nın 93 üncü ölüm yıl dönümü nedeniyle Bir basın açıklaması yayınladı









Ölümünün 93 üncü yılında Manavgat Ülkü Ocağı tarafından anılan İsmail Gaspıralı, hayatını Türk dilinin birliğine adamıştı. Manavgat Ülkü Ocağı Başkanı Yakup Ekşi yayınladığı basın bildirisinde, "Onun 'Dilde, fikirde,işte birlik' sözü bugün de bütün Türk dünyasının ülkü ve ilkesi olmak değerindedir." diye konuştu.

Gaspıralı Ülkü Ocağı tarafından anıldı


Manavgat Ülkü Ocağı Başkanı Yakup Ekşi, İsmail Gaspıralı'nın 93 üncü ölüm yıl dönümü nedeniyle yayınladığı basın bildirisinde şunları söyledi;
"Bütün Türk dünyasındaki millî uyanış hareketlerinin büyük öncülerinden olan İsmail Gaspıralı Bahçesaray yakınlarında Avcıköy'de, Mustafa Ağa'nın oğlu olarak dünyaya geldi. Mustafa Ağa okumuş ve Türksever bir insandı, teğmenlikten emekli olarak Bahçesaray'a yerleşmişti.
İsmail Gaspıralı ilk öğrenimini yaptıktan sonra, Akmesçit lisesine gitmiş; iki yıl sonra da Moskova Askeri Lisesi'ne geçmiştir. Gaspıralı orada başka ülkelerden gelen Türk öğrencilerle tanıştı. Okuldaki panslavist hareketler, onu Türk milleti üzerinde düşünmeye yöneltti. 1867'de altıncı sınıfta iken, Türklerin tek hür ülkesi olan Osmanlı İmparatorluğu'na gitmeyi ve o sıralardaki Girit savaşına katılmayı kafasına koydu. Bir kayıkta kırk beş gün kürek çektikten sonra Don nehrini geçerek Odesa'ya geldi, ancak pasaportu olmadığı için Ruslar tarafından yakalanarak Bahçesaray'a gönderildi.
Bu olaydan sonra bir daha Moskova'ya dönmedi., Menli Giray'ın kurduğu medresede Rusça dersleri vermeye başladı. 1869'da Yalta Dereköy'e gelerek burada burada yeni bir usulle Türkçe dersleri vermeye başladı. Onsekiz yaşındaki bu delikanlının ülküsü bütün Türk dünyası için , İstanbul Türkçesini esas alan ortak bir Türkçe kurmak ve Türkler arasındaki birlik şuurunu uyandırmaktı.
1871 yılında Paris'e gitti. Bilgisini artırmak için çalışırken, geçimi için de Rus romancısı Turgenyef'e sekreterlik etti. Batı medeniyeti içinde yaşayarak, tanıdı ve inceledi. 1874'de İstanbul'a geldi.; Ceride-i Askeriye'de tercüman olarak çalıştı. Sonra Kırım'a döndü. Burada köylülerin, beylerin, mirzaların ve ulemanın hayatını yakından tanıdı 1878'de Bahçesaray belediye reisi seçilerek dört yıl bu görevi yürüttü. 1879'da gazete çıkarmak istedi ise de çar buna izin vermedi . Genç Molla imzası ile Tavrida gazetesinde Rusça makaleler yazdı. Bu yazılarını daha sonra "Rusya Müslümanlığı" adıyla yayımadı. Temel düşüncesi "Türk toplulukları okullar ve medreselerinde çağdaş ilim ve sanatları kendi dilinde okutmalıdır" oldu.
Nihayet 1883 yılının 10 Nisan günü Bahçesaray'da Tercüman gazetesini çıkardı. Gazete bütün Türk dünyasına yayıldı ve büyük heyecan uyandırdı. Bu gazete Gaspıralı'nın sevgili eşi ve ateşli bir türkçü olan Zühre Hanım'ın mücevherleri ile çıkmıştır. Zühre Hanım 1903 yılında ölmüş ve Bahçesaray'da Menli Giray türbesine gömülmüştür.
Gaspıralı Türk lehçelerinin, yabancı diller yerine birbirlerinden kelimeler alarak zenginleşmesini ve İstanbul Türkçesini esas alınarak ortak bir yazı diline kavuşulmasını sürekli savundu. Onun "Dilde, fikirde,işte birlik" sözü bugün de bütün Türk dünyasının ülkü ve ilkesi olmak değerindedir.
Gaspıralı hem yazdı hem de yılmadan , usanmadan Türk dünyasını gezerek konferanslar verdi. Onun tesirinde yetişen gençler Türk dünyasının her yanında çeşitli gazeteler ve kitaplar yayımladılar.
İsmail Gaspıralı 11 Eylül 1914 günü vefat etti. Cenazesi büyük bir cemaatle kaldırıldı ve eşinin yanına defnedildi.”

09‏/09‏/2007

MEHMET AKİF ÇÖKTÜ ABİMİZİN ARDINDAN YAZILANLAR


AĞUSTOS YANGINI


-Kürşat İhtilalcisi Mehmet Akif Çöktü’nün ardından-


Kudurgun atlar, ne edersiniz; köpükler saçıp
Uçara saldırı hangi cepheye?
Şubat zemherisi geride kaldı, yayla zamanı
Teke yaylası, Zorkun alır Yörük göçünü
Şimdi Çukurova, şimdi Toroslar;
biri yangın biri yüreklere esen can sevdasıdır
güz laleleri dökmek üzeredir tüm sevincini;
bekler Kürşat’ları…
Deli taylar, Veli atlar…
dört nala koşardınız, nedir bu kanatlanış?
Nedir, göklerle yarışınız?
Anladık da bağrışmayı, çağlamayı
Sesler duyarım, hıçkırıklar, ağlayışlar…
Durgun suları göklere taşıyan ey gökçeli atlar,
anlamam seherden yola çıkışınızı.
Gelişin doruklardan:
yeşilden maviden, al kızıldan…
Gidiş, bu gidiş değil, nolur halden anlayın,
kimin yüreğine bunca pusatlar?!..
Nolur, deli atlar, kanatları gökçeli veli atlar…
Durağın yoktur yürüyüşte,
muradın çoktur yerde gökte…
Ne can yakan feleksin ey
Gelirsin üstüne üstüne…
Kaf dağını sök de gel hele;
gök benizler çevrilmiş küle
Çiğdem çiçeklerin boynu bükük;
meleşir körpe yavrular;
yiğitler, alpler nasıl dayansın bu ayrılığa, bu acıya?
Kopup kayalar gibi,
Sivas’tan, Antep’ten, Trabzon’dan, Sinop’tan
Erzurum yiğitleri, Ankara, Konya ovasının…
Adana beyleri bir bir, Ongun Kıbrıs’tan…
Gönül erleri,ülkü devleri yola düşmüş
Almanya, Fransa’dan…
Yerin üstünde bir başka kıyamet
“Hiçbir ölüm bana bu kadar dokunmadı…”
Manavgat çayının dökülüşüdür;
kardeşim Emin’in dudaklarında…
Beyler fatihalara sığınmış,körpe kızlar,erken gençler
dik durmaya çabalıyor, mukadderat sayarak;
Muhsin bey, Of’tan İbrahim, İlteriş,
O, sevgili Sevgi Ablamız ve
Kafalı Hocamız;
titrer döner yalazlı havada koca çınar,
elleri dört dönüyor, şaşkın;
”Ellerimde büyüdü bunlar”
Şimdi Ural dağlarından mendilin ucu,
iki körpe fidanı daha büyütsün, Akif’lerce dal verecek…
Cebeci durağında beklenen sevgili değil;
yolcu edilen,
Kürşat’lara yoldaş, Başbuğ’lara çeridir yollanan…
kavim kardaş, ülküdaş;
kasırgayı haber veren verene, koşan koşana
Yolcumuz Adana’nın Akif’idir;
Kürşat’ların İhtilalcisi
“Yakışmıyor ölüm sana/
Bey kardeşim uyansana, doğrulsana”
Kara Eylül alamadı
Çekti gökler uykusuna
Ağustosun bu sıcağı
Gülsün diye düşman, yağı
Yüreklere tuz bastılar
Şadümandır cümle yağı…
Eller kaçıncı Tekbir’de
Aminler; güvercin kanatlanışı
Gülüyor sanki Akif,
Veda öpücüğü Sevgi Abla’dan
Bu ayrılık acıları bin katlasa da
Yemin Türklüğün dirilişine
Söz Tanrım söz
Ve, Tanrı yolunun yolcularına
Öteye haber böyle salınacaktır:
“Düğün böyle de olur!...”
Karşı dursun yarenler iki yandan:
Selam san ey gök çeri
Eller mızrak gibi
Eller gül çiçeği
Kurtlar, gök kurtlar hangi dilden söyleşirsiniz?
Atlar deli atlar,veli atlar hangi düğüne bu kopuşlar
Hangi ülkenin fethidir attığınız naralar?
Zafer zafer olsa da,ayrılık yürek yaralar…
Gözyaşlarımız Turan çınarlarına.
Ulu Tanrım!
Sonsuz ve sayısız tohumlar boy versin
Türk dünyası her acıda dirilişedir; yemin;
Akif’ler Ötelere elçidir, ya yavruları?..
Emanet; Türklüğün öksüzleri;
Türk ve Turan, Tanrı ve Muhammet davasına…
Adına Akif veren
Muzdarip güller deren,
geldi işte kapına,
ey, yollara gül seren
Cümle Türklükten selam!...
Kuran sevgilerinden,
al götür Cennetine, kucakla yüreğinden
Ölümler yangı yeri
Ölmez bu yolda çeri
Yeri göğü ol’lar, doğ’lar doldursun
Yürekler kan, başlar eğik,
yüzler hüzün yalazında
Dirilmelisin her acında
Dirilmelisin Akif’ler toprağında
Adana Adana, sar sevgi toprağında
Akif’ler sende mesut,
bir çınar bir gök sancaktır
Kutlu ülkü davası
Akif’in yüzü aktır
Hakkınızı helal edin diyen er kişiye bizden cevap:
“Akif’lere hakkını helal ettirin…
Onlar şehit kumaşından
Onlar gaziler kardeşinden…”
Ey can,
Teselli etmese de her yürüyüş erlerin yüreğini
Götür yüce Tanrı’ya ervahlar dileğini...

22.08.2007- Ankara / Muhittin ARAR






ŞANSSIZ BİR İNSAN MEHMET AKİF ÇÖKTÜ



Sizlere sıradan kelimeler sarf ederek salak yerine koymayacağım. Sizin de onları okuyarak arkadaşıma değer vermenize gerek yok. Akif rahat bir yaşamdan ve ihtiraslarından vazgeçerek kendini Türk halkına adamış bir militan ve grup lideridir.


Biz onun hikayesini gazetelerden bir başarı öyküsü olarak okuyamayacağız. Ama o tarihe inandığı değerleri dünya nimetlerine değişmeyen bu uğurda kurşuna dizilmeyi, zindana atılmayı, sürgün yaşamayı göze alan bir ülkü devi olarak tarihin kayıtlarına düşecektir.


Akif’i, beni Fatih Kolejine davet edişi, kolejin çatısında dört kişi çay içişimizi Türk Birliğine katılmak isteğindeki soylu duruşu, o tunçtan öfkeyi hareleyen nezaketleri, bir ülkücü katiline cezasını verirken gidişini, yaralı halde Vedat’ın Draman’dan evinden alıp özel bir ameliyathaneye götürüşümü, Güzin abla ile yanımdan ayrılmasını, askerdeki sohbetlerimizi Türklerle ilgili hayallerimizi, sağlığında lüzumundan fazla konuşmaya tenezzül etmeyen yüksek binalarda ve ceylan derisi koltuklarda oturanların kavline göre kaybeden bir kahraman olarak hafızamdaki yerini almıştır.



Eski çağlarda insanlar ölen arkadaşlarının cesetlerini pahalı kumaşlara sararak, vücutlarını mumyalayarak, taşların içini oyup saklayarak hatta bal ile kaplayıp onları kurutarak taşlaştırmışlardır. Bunlar yüzyıllardır değişmeden kalan, karşılığında kendi ölülerinin de zaman içinde aynı kalmasını isteyen soytarılardır. Bunlar iklimler değişirken bile hareketsiz kalan, insanlardır.


TÜRKLER BÖYLE İNSANLAR DEĞİLLERDİR.


Hayat değişkendir. Mevsimler değişir, insanlar yer değiştirir. Ülkücüler ölülerini en büyük onurla ödüllendirir. Diğer dünyaya gözleri nemlenerek ama ağlamadan, hüzünlenerek, yıkılmadan; muhteşem bir edayla gönderirler. Çünkü bilirler ki arkadaşları bir başka gök altında onlar için yer ayıracak, birlikte marş söyleyeceklerdir.



Akif Çöktü’nün cenazesine katılan bir avuç başı dik, ruh sağlığının olmazsa olmaz koşulu olarak çevresine sağladığı uyumu öne süren kavramlaştırmalar, hırsızlar toplumunda hırsız olmayan, sınıf atlamak için ölen arkadaşlarının omuzlarına basmayan hepsi gönüllerimizin kahramanı, kimilerine göre kaybeden ülkü devlerinin Akif Çöktü’yü son yolculuğuna uğurlarken göstermiş oldukları nezaketin muhteşemliğinden dolayı her birine ayrı ayrı sonsuz teşekkürü borç bilirim.


SUÇLU, BORÇLU, YALNIZ TÜRK KALMASIN


Adana Asri Mezarlığı






24.08.2007
Nejdet KANDEMİR







Ülkücü Hareketin seçkinlerinden Mehmet Akif Çöktü'nün cenaze namazı Cuma namazı sonrası Adana Asri Mezarlık Camiinde kılındı..Mehmet Akif Çöktü Asri Mezarlıkta toprağa verildi..MHP Adana il Başkanı Ahmet Erdoğan,Ceyhan Belediye Başkanı Hüseyin Özlü,MHP Yüreğir ilçe Başkanı Mustafa İzgioğlu,MHP İstanbul-Fatih ilçe Başkanı Murat Omurtag ..........Pof Dr Mustafa Kafalı,Sevgi Kafalı,Eski eğitimciler Ramiz ongun,Haluk Pirimoğlu,Hakkı Şafakses,Abdullah Kılıç,Sabri Erdem .......Ankaradan Cemil Akbulut,Seyfi Atmalıoğlu,Yavuz Selim Demirağ.....İstanbuldan Erdem Karakoç,İdris Karadağlı,Özcan Çeliksiz,Erdoğan Ulu,Metin Yıldırım,Çığır Zorlu,Ali Çolak,Yavuz Ceylan,Fuat Çakıroğlu,Tanju Pakel,Tekin Yavuz,Fatih Yüksel,Serdar Sement,Yalçın Yirmibeş göze çarpan kişilerdi...


Sevgi Kafalı ve Mustafa Kafalı'nınyürekleri bir başka yanmış




Murat Omurtag,Erdoğan Ulu,Özcan Çeliksiz









Bir Ülkücü Göçtü...


Oldu mu şimdi... Yakıştı mı bu sana a dost... Böyle sessiz, böylesine yalnız çekip gitmek var mıydı, akdimizde... Hani kavgamız bitmemişti... Memleket kadar büyük yumruklarımızla dövüşmeye devam edecektik hani...

Bir elin kadar kalbine yenileceğini, o dağ gibi gövdeni taşıyan, tiktaklı saatin ansızın duracağına seni musalla taşına yatıracağını bilemezdik a dost...

Daha 18’ine gelmemiştin. Ateş çemberinden zulmün gadrine uğramaktansa, zalime başkaldırmak için firara düşmüştün. Darbecilerin, haritada yerini dahi bilmediği, Afrika ülkelerine varmıştın ilkin. Dava bayrağını, Avrupa burçlarında dalgalandırmak için, Fransa’ya bir varışın vardı ki, bir sinema filmi çekilirdi yaşadıklarından. Senin Paris’i titrettiğini, Eiffel kulesini sarstığını cümle alem bilirken, plazada keyif çatanların, duymazlıktan gelişini unutmuyoruz. Sana göre görevdi. Son anına kadar askerlik görevi bu kadar da uzamazdı ki... Tezkere almak gibi bir hedefin olmadığı için, inanç adına sivil de olamadın be dost.

Promosyonlu sahte kahramanların sermayesine göz ucuyla bile bakmazdın. Sessizliğin ve yalnızlığın tavana vurduğu sürgün günlerine dair ser verip, sır vermedin hiç. Tunuslu, Faslı, Cezayirli, İtalyan Yunan ve Fransızların anlatımıyla, “Aziz” olarak tanırdı gurbet ellerdekiler. Bam teline basmaya kalkışanlar, güneşin bir daha doğuşunu göremeyeceğini bellemişti. Daha doğrusu belletmiştin. Kabus olup düşlerine bile çökmüştün. Korku salıp çökertmiştin densizliği.

Mehmet Akif Çöktü... Fikrinle yüz binlerle aynı safta yürürken, eyleminde yalnız adam. Kendisine yakışmayan ölüme de yapayalnız yiğitçe gitti ve bir ülkücü göçtü...

Dava adamlığın zaman, mekan ve ortama göre değişkin bir tavır değil de, her daim ve her şartta dimdik kalabilmek olabilmek olduğunu sergileye sergileye gitti.

Gadasını aldığım gardaşım; sabahın ışığı yüzüne vurmadan çıktın evden ha... Yapayalnız dimdik vardığın hastanede koca gövdeni sedyeden kaldıramayan kalbine ben şimdi ne diyeyim.
Niyazi’ye ne dedin? Almıla seni yine gurbet ellerde firara gittiğini mi zannedecek? Leyla gelin kapının çalınacağını daha kaç yıl bekleyecek? Sevgi ablam şaka yaptığını sanıyor hâlâ... Uyuyor gibiydin bembeyaz kefenin içinde, yüzü soğuk dedikleri ölüm sana hiç yakışmadı a dost. Vefasızlığın, kahrın, isyanların yorduğu yüreğin seni ancak bu kadar taşıyabildi ha. Sağlığında bir araya getiremediğin kişiler, cenazende omuz omuza saf tuttular. Hareketimizin önünü tıkayanlar yüzünden tıkanan damarların bize yadigar kaldı.

Sen gittin... Birer birer eksiliyoruz a dost. Yokluğunun acısı çöktü yüreğimize. Daha ne kadar kalırız bu alemde bilmiyorum. Adana Asri Mezarlığı’na bedenini gömdük. Ama ruhun ömrümüz boyunca incitecek hepimizi. Vayy be; Mehmet Akif Çöktü

Yiğit ülkücü göçtü
Doğrusu göçüp giden gerçek bir ülkücünün naçiz bedeni değil. Son dönemde yıpranmış, sağından solundan tırtıklanmış mecrası değiştirilmeye kalkışılınca “yatağında kırgın akan ırmak” haline dönüşmüş hareketin mensupları göçtüğünü duydular. Senin gibi “Yörük” için kalkıp göç eylemek, fermana başkaldırıp dağları mesken seçmekti. Lakin kahırla çöktüğün sedyeden kalkamadın... Belki de kalkmak istemedin. Yurdun ve dağlarında töre kalktığı, at izinin it izine karıştığı, kurt seslerinin beşik ürümesine dönüşmesi vurmuştu seni. İlinde gayri kan kusup töre konuşmadığı için kırgındın, yaralıydın vesselam. İtin çakalın önünde oyuncak olmaktansa, bozkurt gibi dağların kabuğuna çekilmek adına sessiz ve yalnız ölüme yürüdün. Mehmet Akif Çöktü, bir ülkücü göçtü.









Yavuz Selim DEMİRAĞ


yenicag@yenicaggazetesi.com.tr

08‏/06‏/2007

Türk Silahlı Kuvvetlerinin beklentisi; bu tür terör olaylarına karşı, yüce Türk milletinin kitlesel karşı koyma refleksini göstermesidir.







BASIN AÇIKLAMASI



TARIH : 08 HAZİRAN 2007


NO : BA- 13 / 07




1. Sayın Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar BÜYÜKANIT, 12 Nisan 2007 tarihinde yapmış olduğu basın toplantısında, terörün Mayıs 2007 tarihinden itibaren tırmanacağını, kamuoyuna açık bir şekilde açıklamıştır.Son günlerde ortaya çıkan terör olayları, bu açıklamaların gerçekçi olduğunu göstermiştir.


2. Bu terör eylemleri, aynı zamanda bölücü ve ırkçı...Devamını okumak için Tıkla

KERKÜK, ELDEN ELE DÜŞMEDEN

KERKÜK, ELDEN ELE DÜŞMEDEN


İster Türk-i iman’dan gelsin, ister Türk-menend’den; Türkmen demek, Türk demektir. Oğuz Türkü demektir.Bu nedenle, nerede olursa olsun; Türkmen toplumunun maruz kaldığı soykırım, haksızlık, zulüm, insan hakları ihlâli… türü ne olursa olsun, büyük meseledir.Da

marımda Türk kanı taşıyorum diyen herkesin gütmesi gereken bir millî davadır.Türk-İslâm davasıdır.

Bugün Irak’ta sayıları 2.5 milyonu aşan bir Türkmen topluluğu bulunmaktadır.Üstelik bu topluluk, bin yıldan fazla bir tarihi geçmişe de sahiptir.Türkler, Musul ve Kerkük dolaylarını, Anadolu’dan çok önceleri yurt yapmıştır.Irak Türkleri, Anadolu Türkleri ile yüzlerce yıl dır kader birliği içerisinde olmuştur.Ta ki 1.Dünya Savaşı sonrasında Irak, İngiliz sömürgesi olana kadar…O tarihten sonra Türkmenler’in kaderi kan ... Devamını Okumak için Tıkla